Sudanlı uzmanlar “Cidde müzakereleri”nin başarı şansını zayıf görüyor

PORT Sudanlı uzmanlar, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında nisan ortasından beri süren iç savaşın durdurulmasına yönelik diplomatik girişimlerin, ön şartların ve dış müdahalenin var olduğu mevcut tabloda başarı ihtimalinin zayıf olduğunu, Sudanlıların uzlaştığı ve halkın ihtiyaçlarını karşılayan kalıcı bir anayasa ile güçlü bir dış politikayı sağlayacak esaslı bir iç politika projesinin masada olması gerektiğini vurguluyor.

Sudan ordusu ile paramiliter HDK arasında iktidar mücadelesi nedeniyle yaklaşık 7 ay önce başlayan iç savaş, geride 10 bin can kaybı ile 6 milyona yakın evsiz bıraktı.

Bölgesel ve uluslararası ateşkes ve müzakere girişimleri, tarafların karşılıklı ihlal suçlamaları ve öne sürülen şartlarda anlaşılamaması nedeniyle şu ana kadar başarısız oldu.

Başkent Hartum’un neredeyse HDK kontrolüne girdiği ülkede, hükümet ve ordunun komuta kademesi, ülkenin doğusunda Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’da faaliyetlerini yürütüyor.

Ülkenin ikinci büyük şehri Nyala’nın da 26 Ekim’de HDK kontrolüne girdiği iddiası, Sudan ordusu ve HDK’nin, yaklaşık 3 aylık aradan sonra yeniden katıldığı Suudi Arabistan ve ABD’nin arabuluculuğundaki Cidde müzakerelerinin akıbeti hakkında soru işaretleri uyandırdı.

Sudanlı uzmanlar, Cidde müzakerelerinden beklentileri, ülkedeki iç savaşın temel sebepleri, geleceği ve krizin muhtemel çözüm yollarına dair AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

“Müzakereler, kalıcı ateşkese ya da kapsamlı diyaloğa yol açmayacak”

Uluslararası Stratejik Araştırma Merkezi Kriz ve Müzakere Yönetimi Uzmanı Emekli Tümgeneral Emin İsmail Meczub, dün başlayan ve şu ana kadar gidişatı hakkında kamuoyuyla herhangi bir bilgi paylaşılmayan Cidde barış görüşmeleriyle ilgili olarak, “Bence bu müzakereler, kalıcı ateşkese ya da kapsamlı diyaloğa yol açmayacak çünkü iki tarafın tutumu hala birbirinden uzak. Ayrıca ön şartlar üzerinde inşa edilen müzakereler başarısız olur. Bu ön şartlar kaldırılmadan ve açık tartışma olmadan müzakereler başarılı olmayacaktır.” ifadelerini kullandı.

Ordunun komuta kademesinin başkentten ayrılmasına yönelik olumsuz değerlendirmelere katılmadığını belirten Meczub, “(Abdulfettah) el-Burhan, Ordu Komutanı sıfatıyla değil başbakan olmadığından yürütme işlerini takip için Egemenlik Konseyi Başkanı sıfatıyla ve hükümetten sorumlu olarak Hartum’dan çıktı. (Ordu Komutan Yardımcısı Orgeneral Şemseddin) el-Kebbaşi’nin çıkışı ise Cidde’deki müzakerelerde ve ülkeyi birkaç uluslararası toplantıda temsil edecek olmasından kaynaklanıyor. (Askeri) operasyonlar, genelkurmay başkanı ve yardımcıları tarafından yürütülüyor.” şeklinde konuştu.

-“Görüşmeler akamete uğrarsa dış müdahale olur”

Meczub, ordunun sahadaki durumunun kötüleşmesi nedeniyle müzakerelere katılmaya mecbur kaldığı iddialarını reddederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sahadaki durum da bu iddiayı yalanlıyor. Özel operasyonlar sürüyor. HDK, Ordu Komutanlığı, Zırhlı Birlikler Karargahı, Mühendisler Birliği Karargahı, İstihbarat Birliği Karargahı gibi önemli noktalara yaptığı saldırılarda bir başarı elde edemedi. HDK’nin ele geçirdiği yerler zaten korumasından sorumlu olduğu yerlerdi. HDK’nin sokaklarda çok olması kontrolü elinde bulundurduğu anlamına gelmiyor. Sadece yağma ve gasp yapıyorlar. Yaptıkları ihlalleri kendileri görüntülü olarak kaydetti. Tecavüz, Batı Darfur Eyaleti valisinin öldürülmesi gibi hadiseler, terazinin silahlı kuvvetler lehine olduğunu gösteriyor. Ordunun müzakerelere gitmesi zaaf değil bilakis güçlü olduğunu gösterir.”

Güvenlik ve strateji uzmanı emekli general Mezcub, halkın ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel açıdan savaştan çok etkilendiğini ve Cidde Platformu’nun kendileri için umut olduğunu belirterek, “Çözüme ulaşmak lazım. Cidde müzakereleri akamete uğrarsa dış müdahale olacağını düşünüyorum ya da uluslararası güçler tarafından bu çözüm Sudan’daki taraflara dayatılacak.” diye konuştu.

Krizin temel sebepleri

Sudan’daki krizin temel sebepleri arasında Aralık 2018 Devrimi’nden sonra oluşturulan Egemenlik Konseyinin karma yapısı, eski başbakan Abdullah Hamduk tarafından ülkeye Birleşmiş Milletler misyonun çağrılması ve İsrail ile normalleşme anlaşması gibi adımların yer aldığını ileri süren Meczub, şunları söyledi:

“Bu gibi adımlar, Sudan krizini derinleştirdi. Bir de halen etkisi süren ordu genel komutanlığı önündeki oturma eyleminin güç kullanarak dağıtılması olayı var. 25 Ekim (2021) tarihinde alınan olağanüstü hal kararları da ülkenin halen hükümetsiz olmasına sebep oldu. Çerçeve Anlaşması’ndan bazı güçlerin dışlanması da nedenlerden biri. Buna ek olarak HDK’nin orduya entegre edilme meselesi, ordu ve HDK arasında fitne tohumlarını ekti. Bütün bunlar, Sudan’ı iç savaşa götürdü. Dolayısıyla Sudan’daki kriz tek soruda özetlenebilir; “Sudan’ı kim yönetecek değil Sudan nasıl yönetilecek?”

Meczub, Cidde’deki barış müzakerelerinin başarı şansının zayıf olduğunu ifade ederek, siyasi, sosyal, dini, kültürel ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak daimi bir anayasa, Sudan’daki çeşitliliği anlaşmazlıklara yol açacak şekilde değil birlik, beraberlik ve güç kaynağı olacak şekilde akıllıca yönetip, güçlü bir dış politikaya vesile olacak güçlü bir iç politikanın yer aldığı tüm Sudanlıların uzlaştığı ulusal proje ile krize kalıcı bir çözüm bulunabileceğini kaydetti.

-“Her an ihlal edilebilir kırılgan bir anlaşma olacak”

Hartum Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tarık Muhammed Nur da “Savaşın müzakerelerle sona ermesi gerektiği apaçık ortadadır. Savaşın başında anlaşma sağlansa da tarafların ihlalleri nedeniyle savaş yarım seneyi geride bıraktı. Uluslararası baskılara rağmen ordunun bu müzakerelere eskisinden daha güçlü bir şekilde girdiğine inanıyorum ancak bu müzakerelerde de fazla ilerleme kaydedeceğimizi beklemiyorum. Boşlukların olacağı, her an ihlal edilebilir kırılgan bir anlaşma olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

Ordunun bir ve iki numaralı generalleri Burhan ve Kebbaşi’nin Hartum’dan çıkışlarının HDK’nin Hartum’u tamamen kontrol etmediğini ve ordu liderliğinin serbestçe hareket ettiğini doğruladığını ileri süren Nur, ordunun HDK’ye karşı anayasal görevini yerine getirdiğini, generallerin yurt içi ve yurt dışındaki askeri ve idari görevleri kapsamında başkentten ayrılmalarının normal bir durum olduğunu ve bir kaçış olarak nitelendirilemeyeceğini ifade etti.

Sudan krizinin, bağımsızlık öncesinde İngilizlerden miras kalan idari ve ideolojik boyutlu bir sorun olduğunu dile getiren Nur, şöyle devam etti:

“İngiliz yönetimi, çıkarlarını sürdürmek amacıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerinde İngiliz çıkarlarını gözeten, bölge halkları arasındaki dayanışmayı engelleyen, kültürel kimliğini kaybeden ülkeler meydana getirmiştir. Sudan’ın sorununun bir diğer boyutu ise devletin her alanına yayılan ve ortadan kaldırılması zor hale gelen kötü yönetim ve yolsuzluktur. Kalıcı çözüm, tüm tarafların kendilerini zorla dayatmaya çalışmaktan vazgeçmesi, halkın tartışmasız gücü temsil edenin kendisi olmasıdır. İnsanlık, vatandaşlık, kardeşlik ve adalet değerlerinin yüceltildiği, anlaşmaya varılabilecek bir vatan için masaya oturmalıdır. Seçimlere ve iktidarın barışçıl yollarla devredilmesine yönelik bir formül üzerinde çalışmak, devlet kurumlarını siyasi çatışmalardan uzak tutmak, partizanlık yapmamak, nesilleri bu değerlerle yönlendirecek eğitim müfredatları hazırlamak ve muhafaza edecek adalet kurumları oluşturmak gerekmektedir.”

Sudan’daki kimlik krizi

Sudan Elektronik Basın Derneği Sekreteri Gazeteci Ömer Muhammed Ali Süleyman el-Kurdufani de “HDK ile müzakereler, savaşın başından bu yana ordu ve Sudan kamuoyu tarafından reddedildiği için Cidde’deki görüşmelerin, milislerin vatandaşların evlerinden çıkmasından daha fazla bir sonuç vereceğini düşünmüyorum.” dedi.

Dünya kamuoyundan yükselen tepkiler nedeniyle ordunun istemeyerek bu müzakerelere girmesi sebebiyle Cidde’deki müzakerelerin başarı sansının düşük olduğunu söyleyen Kurdufani, ordunun daha fazla istişare için geri çekileceğini bunun da milislerin başkent Hartum ile Kurdufan ve Darfur şehirlerindeki kalıntılarını temizlemek için yeterli bir fırsat olacağını ileri sürdü.

Sudan’ın bir kimlik krizi yaşadığını savunan Kurdufani, “Sudanlılar, ya Afrikalı ya Arap ya da ortak bir kimliğe razı olacak şekilde tercihini yapmalı ve devleti bu temel üzerine yeniden inşa etmeli.” şeklinde konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir